|
BU EZANLAR Kİ…
(Samimiyet tevafukla tecelli edince…)
Takvim yaprakları 15 Mart 2006’yı gösteriyordu.İkindi demleriydi.Gün yavaş yavaş çekiliyordu aramızdan cılız huzmeleriyle.Kalbi en katı hislerden arınmış,din ve vatan aşkıyla çarpan Âkif’in torunları Cihanbeyli Lisesi’ni,dolaylı olarak da Cihanbeyli’yi aydınlatıyordu güneşe inat.Samimiyetin tevafukla tecelli ettiği anlar yaşanıyordu bu nahif Anadolu şehrinde.Hem öyle anlar ki kelimeler kifayet etmiyordu anlatmaya..Bilmem bu kırık dökük kalemim kifayet eder mi?..
Bağımsızlığımızın yegâne sembolü İstiklâl Marşı’nın millî marş olarak kabul edilişinin 85. yıldönümü…Yurdun dört bir tarafına yayılan kutlamaların bir halkası da bu şirin Anadolu şehrinin güzide okullarından biri olan Cihanbeyli Lisesi’ndeydi.O gün hücrelerimize değin hissettiğimiz heyecan, bizleri facianın bin bir türlüsünün yaşandığı o günlere sürüklemişti. Hani;’’O şiir bir daha yazılamaz..Onu kimse yazamaz..Onu ben de yazamam..Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım.O şiir artık benim değildir.O,milletin malıdır.Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..’’demişti Âkif..İşte millet olarak şimdi bu en kıymetdâr hediyeye sahip çıkma zamanıydı…
Yaptığımız kutlama programıyla başta kahraman ordumuza olmak üzere, o günlerin çilesini çeken ecdadımıza,analarımıza,bacılarımıza ve tabi ki söz üstadımıza,rahmetli M.Âkif ERSOY’a,bir vefa ve minnet borcu olarak ummandan bir damla misali de olsa ayna tutmaya çalıştık.Bu en önemli günde,bu en önemli şiiri,ezbere ve en güzel şekilde okuma yarışması düzenledik öğrencilerimiz arasında.Katılımın beklediğimizin çok üzerine çıkması gurur vericiydi,mutluluk vericiydi.Elli kadar öğrencinin yarıştığı ön eleme turu,okulumuz edebiyat öğretmenleri tarafından oluşturulan seçici kurulca finale kalan on yarışmacı belirlenerek tamamlandı.
Büyük gün için sadece üç gün vardı artık.Bu üç gün yarışmacılarımıza son çalışmalarını yapmak için iyi de bir fırsattı.Heyecan dolu geçen üç gün…Kelimelerle anlatılır mı bilmem bu duygu seli?..
Ve işte o gün…Heyecanın zirve yaptığı 15 Mart 2006 günü…Finale kalan on yarışmacı,onları büyük bir sabırsızlıkla bekleyen altı yüz kadar öğrenci ve seçici kurul olarak belirlenen yirmi beş kadar öğretmen ve idareci…Her şey tamamdı artık..Bu en anlamlı programı sunma şerefiyle şerefyâb olan bendeniz,o kutlu demleri bizatihi en yakından yaşama fırsatı bulmuştum.Yarışmaya geçmeden önce gerek öğrencilerimizi bilgilendirmek ve gerekse yarışmacılarımızın heyecanlarını bir nebze daha yenmelerini sağlamak adına milli marşımız ve M.Âkif ERSOY hakkında kısa bir sunum yapmış,sonra ilk yarışmacımızı büyük bir alkış tufanıyla sahneye almıştık.
İlkler zordur…Her şeyin ilki zordur…İlk olmak her zaman zordur…İlk yarışmacımız güzelliklere bezeli bu zorluğun üstesinden gelebilmiş,neredeyse sıfır hatayla,en az düzeyde gerçekleşen heyecanla marşımızın on kıtasını büyük bir aşkla okumuştu.Ardından kopan alkış sesleri ve yaşanan heyecan seli bizleri 11 Mart 1921 meclisinin coşkulu anlarına götürmüştü..O günkü yaşananlara..Seksen beş yıl sonra bugün bu heyecan yaşanıyorsa,o günlerde yaşananlar nasıldı acaba?..
Yarışmacılarımız bir bir sahne alırken,yarışma da büyük bir coşkuyla devam ediyordu.Sıra okulumuz yabancı dil ağırlıklı lise birinci sınıf öğrencisi Menekşe ÖKSÜZ’e gelmişti.Menekşe,o kadifemsi sesi ve güzelim Türkçesiyle marşımızı bizlere tıpkı bir ziyafet gibi sunuyordu.Ve işte o an…Tarihin tekerrür ettiği,samimiyetin tevafukla tecelli ettiği an…
Ruhumun senden,ilâhî ,şudur ancak emeli; Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli, Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli- Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Âkif,soğuk Ankara gecesinde,Taceddin Dergâhı’nda milli marşı yazmakta iken okunan sabah ezanı,gökkubbeyi delercesine,yankılanıyordu.İşte tam bu sırada gergef gergef bu dörtlüğü işliyordu üstad.Bu ne samimiyetti İlâhî?..Ezanlar da şahitlik ediyordu o kutsi demlere.Ve bugün..Tam seksen beş yıl sonra..Âkif’in torunları bu heyecan dalgasını bir kez daha yaşıyor,yaşatıyordu.Ezanlar yine şahitlik ediyordu bu en ulvi anlara.Menekşe kızımız milli marşımızın sekizinci dörtlüğünü okuyordu:
‘Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli-’dizesini okuyordu ki ezan sesleri bu kez Cihanbeyli semalarında yankılanıyordu.Bu ne güzel bir tevafuk,ne tatlı bir samimiyetti?.. Ezanlar yine,yeniden şahit oluyordu bu güzelliğe.İliklerimize kadar hissettiğimiz bu güzelliğe.Baş döndürücü,kan dondurucu bir güzellik…Bunu tesadüfle mi izah edecektik?Tabi ki hayır.Bu bir rastlantı değildi,olamazdı.Önceden programlanmış,günü geldiğinde tecelli etmiş samimiyetin eseriydi.Samimiyetin tevafukla tecellisiydi.Üstadın marşı yazarken taşıdığı samimi duygular bu programa emeğini ve yüreğini vermiş herkese sirayet ediyor,aksediyordu şimdi.Sen rahat uyu üstadım.Bu halisâne duygular bu millette var oldukça,bu ezanlar da ebedî yurdumuzun semalarında ilelebed inleyecektir. Ruhun şâd olsun…
MEHMET BÜYÜKYILDIZ T.DİLİ ve ED.ÖĞRETMENİ
CİHANBEYLİ/KONYA
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
|